Ankanın Gözleri
9 Kasım 2013 Cumartesi
''Günler geçti... ''
''Günler geçti, Aylar geçti, Yıllar geçti... Herkes olduğundan daha farklı bir kişiliğe büründü. Bir kişi haricinde; bana akıl veren, beni yönlendiren, doğru bir şeyi üsteleyip beni o yöne iten ...Zaman ve insanlar bir onu değiştiremedi. Her şeye göğüs geren biri vardı. Anlamıyordum..daha doğrusu anlayamıyordum. 'Ama o beni anlıyordu..''
-Anka'nın Gözleri
3 Kasım 2013 Pazar
''Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.''
İnsanın olduğu her yerde sanat da vardır. Geçmiş dönemler incelendiğinde insanoğlunun ortaya çıkışı ile birlikte sanat eserleri de varlığını göstermeye başlamıştır. Bu durum insanın kendini herhangi bir araçla kendini ortaya koymak istemesinden kaynaklanır. Çünkü sanat insanın duygu ve düşüncelerini herhangi bir araç yoluyla bir şekle yansıtabilmesidir. Tolstoy: “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı” demektedir.
Sanat anlayışı ve eserleri toplumdan topluma ve kişiden kişiye farklılık gösterir çünkü sanat özünde öznel bir kavramdır. Toplumların ve bireylerin bakış açıları değiştikçe, içinde yaşadıkları ortam ve hissettikleri farklı olunca ortaya koydukları sanat eserleri de farklılık göstermektedir.
Sanat denince akla güzellik gelir. Çünkü sanat güzel olanı güzel bir şekilde ortaya koymak ister. Güzel sanatların varlığı da buradan ortaya çıkmıştır.Bir açıdan bakıldığında sanat, doğada var olan güzelliği ortaya koymaktır. Ancak Hegel, sanattaki güzelliğin doğadaki güzellikten farklı olduğunu söyler. Bu da sanatın, sanatçıdan ruhu almasından yani sanatın öznelliğinden kaynaklanır.
Sanat sadece bireysel olarak değil, toplumsal olarak da bir kendini ifade etme aracıdır. Sanattan uzak olan bir toplum kendini geliştiremez. Mustafa Kemal Atatürk de bu durumu şu sözleri ile ifade etmektedir:“Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”
1 Kasım 2013 Cuma
Graffiti..
'Gerçek sanatçılar eserlerini sadece fırça ve palet ile yaratmazlar.
Eğer yaratıcı bir fikriniz varsa bazen sadece bir sprey yeterli olabilir.'
29 Ekim 2013 Salı
Sanat'ın Tarihi
Sanat tarihi, görsel sanatların tarihsel evrimini inceleyen bilim dalıdır. Sanatın tanımına dair fikirler tarih boyunca sürekli değişmesine rağmen, sanat tarihi, sanattaki değişimlere bir sistem çerçevesinde bakarak bunları sınıflandırmayı, yaratıcılık yoluyla şekillendirilmelerini anlamayı ve yorumlamayı amaç edinir.
Sanat tarihi araştırmalarının başlıca iki ilgi alanı vardır. Bunlardan birincisi şunları kapsar:
- Belli bir sanat yapıtını kimin yaptığını bulmak,
- Bir sanat yapıtının gerçekten, öteden beri yaptığına inanılan sanatçı tarafından yapılıp yapılmadığını belirleyerek özgünlüğünü saptamak,
- Söz konusu yapıtın belirli bir kültürün gelişim çizgisi ya da bir sanatçının meslek yaşamı içinde hangi aşamada gerçekleştirildiğini belirlemek,
- Geçmişte bir sanatçının kendisinden sonrakiler üzerinde yarattığı etkiyi değerlendirmek ve sanatçıların yaşamlarına ilişkin bilgi toplamak,
- Belirli sanat yapıtlarının önceki sahip ve yerlerini (kökenini) belgelemek.
Sanat tarihi araştırmalarının ikinci önemli ilgi alanı, sanat geleneklerinin üslupsa ve biçimsel gelişimlerinin büyük ölçekte ve geniş bir tarihsel perspektif içinde kavranmasıdır. Bu da temelde çeşitli sanat üsluplarının, dönemlerin, akımların ve tarihsel okulların sayımı ve çözümlemesini içerir. Sanat tarihi ayrıca görsel sanatlarda dinsel simge, tema ve konuların çözümlenmesiyle uğraşan ikonografiyi kapsar.
Sanat tarihçiliği büyük ölçüde uzmanların geniş deneyimlerine, içgüdüsel yargılarına ve eleştirel duyarlılıklarına dayanır. Ayrıca sanatın içinde yaşadığı ve çalıştığı tarihsel ortamın ayrıntılarıyla bilinmesi ve sanatçının düşünce, yaşantı ve kavrayışlarının duygudaşlık temelinde anlaşılması gereklidir. Sanat tarihi araştırmalarında çıkarımın kilit bir işlevi vardır; bir yapıtın sanatçısı, bir imza, o döneme ait yazılı belgeler ya da köken belirleyici başka yollarla kesin biçimde saptanabilirse, benzer ya da yakın özellikteki yapıtlar bunun çevresinde gruplandırılabilir, o sanatçıya ya da döneme bağlanabilir. Modern sanat tarihçilerinin çok eski zamanlardan bu yana üretilmiş sanat yapıtlarını kapsayan bilgi birikimi bu tür yöntemlerle sağlanmıştır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





